Malpraktis Davaları (2026)
Hatalı Tıbbi Müdahale (Malpraktis) Davaları (2026)
Hastanede veya özel muayenehaneye başvuran hastalar, tedavi süreci sonunda beklenmeyen sonuçlarla karşılaşabilir. Bazen muayene eksik olabilir, tedavi yanlış uygulanabilir veya hastaya yeterince bilgi verilmeyebilir. Bu durumda sorun ortaya çıkar: meydana gelen zarar, hekimin hatası mı, yoksa tıbbın doğasından kaynaklanan kaçınılmaz bir komplikasyon mu? Aşağıda sağlık hukuku çerçevesinde malpraktis kavramı, hekim ve hastane sorumluluğunun ayrıntıları, dava süreci ve haklarınız hakkında bilgi verilmesi amaçlanmıştır.
Malpraktis (Tıbbi Uygulama Hatası) Nedir?
Malpraktis, genel anlamda tıbbi mesleğin kötü veya kusurlu uygulanması demektir. Hukuki açıdan ise, hekim veya sağlık personelinin bilgisizliği, deneyimsizliği, ilgisizliği veya özensizliği nedeniyle tıbbi standartlara aykırı davranarak hastaya zarar vermesi olarak tanımlanır
Türk Tabipleri Birliği'nin Hekimlik Meslek Etiği Kuralları'nda bu durum açıkça ifade edilmiştir: "Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi hekimliğin kötü uygulaması anlamına gelir."[151]
Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 11. maddesine göre, hasta modern tıbbi bilgi ve teknolojinin gereklerine uygun olarak teşhisinin konulmasını, tedavisinin yapılmasını ve bakımını isteme hakkına sahiptir. Bu yükümlülüğün ihlali, hekimin sorumluluğunun ortaya çıkma temelini oluşturur.
Malpraktis, tedavi sürecinin farklı aşamalarında gerçekleşebilir;
Teşhis Aşamasında: Hastanın muayenesinin eksik yapılması, tıbbi öyküsünün gereği gibi alınmaması, gerekli tetkiklerin ihmal edilmesi veya yanlış teşhis konulması
Tedavi Aşamasında: Yanlış ilaç veya yanlış doz uygulanması, uygun olmayan tedavi yöntemi seçilmesi, ameliyat sırasında materyal eksikliği yaşanması gibi kusurlu müdahaleler
Organizasyon Aşamasında: Hastanenin hijyen standartlarına uymaması, ekipman yetersizliği, personel koordinasyonunun sağlanamaması gibi sistemsel aksaklıklar

Malpraktis ile Komplikasyon Arasındaki Fark
Malpraktis davasında sorumluluğu belirleyen en kritik ayrım, komplikasyon ile tıbbi hata arasındaki farktır. Komplikasyon, tıp biliminin tüm standartlarına uygun davranılmasına rağmen ortaya çıkan, öngörülebilir ancak kaçınılamaz veya nadir rastlanan istenmeyen bir durumu ifade eder[61][102]. Örneğin, tüm hijyen protokollerine uyarak yapılan ameliyattan sonra gelişen ameliyat yeri enfeksiyonu, eğer standartlar korunmuşsa, komplikasyon sayılabilir[1].
Hekimin komplikasyondan sorumlu tutulabilmesi için, söz konusu komplikasyonun öngörülebilir nitelikte olması ve gerekli önlemlerin alınmamış olması gerekmektedir. Yargıtay uygulamasında, hekimin bu tür öngörülebilir komplikasyonlar hakkında hastayı aydınlatması ve gerekli önlemleri alması hukuki bir zorunluluk olarak kabul edilmiştir[49][61][99].
Malpraktis Davasının Hukuki Dayanağı
Türk hukuk sisteminde malpraktis davalarının hukuki temeli, Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesine dayanır[163][150]. Bu madde şu şekilde düzenlenmiştir: "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür."[82]
Hekim ile hasta arasındaki ilişki, genellikle bir vekalet sözleşmesi olarak nitelendirilir[103][163]. Bu sözleşme çerçevesinde hekim, hastanın iradesine ve menfaatine uygun olarak tıbbi hizmeti özenle yerine getirmeyi borçlanmıştır. Bazı durumlarda (estetik ameliyatlar, diş protezi gibi) ise eser sözleşmesi ilişkisi söz konusu olabilir[31][163].
Bunun yanı sıra, hekimin sorumluluğu aşağıdaki mevzuat çerçevesinde de değerlendirilir:
- 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun
- Hasta Hakları Yönetmeliği
- Türk Ceza Kanunu madde 85-89 (Taksirle yaralama ve taksirle öldürme)
- Anayasa madde 129/5 (Kamu görevlilerinin sorumluluğu)
Aydınlatılmış Onam: Hekimin Temel Yükümlülüğü
Aydınlatılmış onam, hastanın sağlık hukuku çerçevesinde en temel hakkıdır. Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. maddesine göre, hekim hastasını, sağlık durumu, tanı, önerilen tedavi yöntemi, başarı şansı, tedavinin riskleri, yan etkileri, tedaviyi kabul etmemesi halinde ortaya çıkacak sonuçlar ve alternatif tedavi seçenekleri konusunda aydınlatmalıdır[24][98][151].
Aydınlatılmış onamın hukuki önemi, Yargıtay'ın yerleşik içtihadı tarafından vurgulanmıştır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2020/10326 E. 2021/9514 K. (Karar Tarihi: 5.10.2021) sayılı kararında, aydınlatılmış onamın düzenlenmesinin hukuki olarak zorunlu olduğu ve ispat külfetinin hekim ve hastaneye ait olduğu belirtilmiştir. Bu karara göre, hasta aydınlatılmadığını iddia ederse, hekimin aydınlama yaptığını ispat etmesi gerekmektedir[151][155][162].
Aydınlatılmış onamın geçerli olabilmesi için, hastaya verilenişin anlaşılır, yeterli ve tarafsız olması gerekir. Hekimin, komplikasyonları gizlemesi veya eksik aydınlatma yapması, sonradan sorumluluğun ortaya çıkmasına neden olmaktadır[162][167].
Kamu ve Özel Hastanelerde Sorumluluk: Temel Ayrımlar
Malpraktis davalarında sorumluluğun kapsamı ve dava açılacak mahkeme, tedavinin kamu mu özel sektöre ait kurumda mı yapılmış olduğuna göre değişir.
Kamu Hastanelerinde Sorumluluk
Kamu hastanelerinde (devlet hastaneleri, üniversite hastaneleri) görev yapan hekimlerin kusurlu davranışlarından, doğrudan idare sorumludur[50][85][163]. Anayasa'nın 129/5. maddesi bunu açıkça düzenler: "Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir."[28][85][163]
Bu durumda, hasta veya yakınları doğrudan hekim aleyhine değil, ilgili idare (Sağlık Bakanlığı, üniversite veya il sağlık müdürlüğü) aleyhine dava açmalıdır[85][117][118]. İdare tazminatı ödedikten sonra, hekimin ağır kusuru veya ihmalinin tespit edilmesi halinde, ödediği tazminatı hekime rücu edebilir (geri isteyebilir)[50][118].
Kamu hastanelerinde idarenin sorumluluğu üç kategoride ortaya çıkabilir[50][118]:
Hizmet Kusuru: Hizmetin kötü, geç veya hiç işlememesi[118].
Kusursuz Sorumluluk: Bazı durumlarda kusuru olmasa bile, kamu hizmetinin doğası gereği ortaya çıkan özel zararlardan idare sorumlu tutulabilir[50].
Kişisel Kusur: Hekimin görev sırasında ağır kusurlu veya kasıtlı davranışı söz konusu ise, rücu hakkı devreye girer[50][118].
Özel Hastanelerde Sorumluluk
Özel hastane veya klinikte, hasta ile kurum arasında özel hukuk sözleşmesi mevcuttur[31][113][163]. Bu nedenle hasta, hem hekime hem de hastaneye karşı tazminat davası açabilir[31][115][120].
Türk Borçlar Kanunu'nun 100. maddesine göre, özel hastane, çalışanlarının kusurlarından ifa yardımcısı sorumluluğu çerçevesinde sorumludur[31][113][116]. Hastane tazminatı ödedikten sonra, kusurlu hekime karşı rücu hakkına sahiptir[59][100].
Malpraktis Davalarında Görevli ve Yetkili Mahkemeler
Dava açılırken görevli mahkemenin tespiti, davanın hukuki niteliğine bağlıdır.
Kamu Hastanelerinde Açılacak Davalar
Kamu hastanelerinde meydana gelen tıbbi hatalardan dolayı açılacak davalar idari yargıda, idare mahkemelerinde görülür[85][117]. Ankara'da ikamet eden bir vatandaş, Ankara'daki bir devlet hastanesinde meydana gelen tıbbi hata nedeniyle, önce ilgili kuruma (Sağlık Bakanlığı veya hastane müdürlüğüne) tazminat talepli başvuru yapmalıdır. Bu başvurunun reddedilmesi veya 60 gün içinde cevap verilmemesi halinde, Ankara İdare Mahkemesi'nde tam yargı davası açabilir[85][117].
Özel Hastanelerde Açılacak Davalar
Özel hastane aleyhine açılacak dava, davanın hukuki niteliğine göre iki farklı mahkemede görülebilir[110][115][120]:
Tüketici Mahkemeleri: Hasta ile hekim arasında ivazlı (ücretli) bir hizmet sözleşmesi varsa ve uyuşmazlık sözleşmenin yerine getirilmesine ilişkiyse, görevli mahkeme Tüketici Mahkemesi'dir[110][115]. 7251 sayılı Kanun'un getirdiği değişiklikle, tüketici mahkemelerinde arabuluculuk zorunlu dava şartı haline gelmiştir; dava açmadan önce arabuluculuğa başvurulması zorunludur[77][120].
Asliye Hukuk Mahkemeleri: Dava haksız fiil üzerine temellendiyse (yani sözleşme dışı bir ilişki söz konusu ise), görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi'dir[115][120].
Yetkili mahkeme açısından, genel kural davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Ancak tüketici mahkemeleri için, sözleşmenin ifa yeri (hastanenin yeri) ve davacının ikametgâh yeri mahkemesi de yetkilidir. Bu, Ankara'da ikamet edip başka ilde özel hastanede tedavi gören kişilerin Ankara Tüketici Mahkemesi'nde dava açabilmesini mümkün kılar[25][115][120].
Zamanaşımı Süreleri
Malpraktis davalarında zamanaşımı süreleri, davanın hukuki niteliğine göre farklılık gösterir.
Haksız Fiil Davalarında Zamanaşımı
Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesine göre, haksız fiilden doğan tazminat talepleri, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar[77][81].
Tıbbi hatanın aynı zamanda ceza kanununda suç teşkil etmesi halinde, daha uzun zamanaşımı süreleri uygulanabilir. Türk Ceza Kanunu'na göre:
- Taksirle yaralama (TCK m.89): 8 yıl
- Taksirle ölüme sebebiyet verme (TCK m.85): 15 yıl[81]
Bu durumda, hasta yaşıyorsa zamanaşımı 8 yıl, hasta vefat etmişse 15 yıldır[81].
Sözleşmeye Dayalı Davalar
Vekalet veya eser sözleşmesine dayalı malpraktis davalarında, genel zamanaşımı süresi 5 yıldır[25][31][78]. Ancak, hekimin ağır kusuru varsa, zamanaşımı süresi 20 yıla çıkabilir[25][31].
Kamu Hastanelerinde İdari Davalar
Kamu hastanelerinde açılacak idari davalarda, önce kuruma başvuru yapılması gerekir. İdarenin reddı veya sessiz kalması tarihinden itibaren 60 gün içinde idare mahkemesine dava açılmalıdır[85].
Malpraktis Davalarında İspat ve Bilirkişi Raporu
Malpraktis davalarında en kritik nokta, hekimin kusurlu olup olmadığının ve zarar ile kusurlu davranış arasındaki illiyet bağının ispatıdır. Bu teknik ve tıbbi bir mesele olduğundan, mahkemeler bilirkişi raporuna başvurur[139][142][146].
Bilirkişi raporu, davanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek derecede önemli bir delildir[139][146]. Adli Tıp Kurumu veya üniversite hastaneleri tarafından görevlendirilen uzman hekimler, tıbbi belgeleri inceleyerek şu konularda görüş bildirirler:
- Uygulanan tedavinin tıp biliminin standartlarına uygun olup olmadığı
- Meydana gelen sonucun komplikasyon mu yoksa malpraktis mi olduğu
- Hekimin kusurlu davranış sergileyip sergilemediği
- Zarar ile kusurlu davranış arasında uygun illiyet bağı bulunup bulunmadığı[139][142][146]
Yargıtay, bilirkişilerin kusur belirlemesi yapamayacağını, sadece tıbbi standartlar hakkında teknik bilgi verebileceklerini vurgulamaktadır; kusur tespiti yalnızca hakimin yetkisindedir[142][146].
Malpraktis Davalarında Talep Edilebilecek Tazminatlar
Hatalı tıbbi müdahale nedeniyle zarar gören hasta veya (vefat durumunda) yakınları, maddi ve manevi tazminat talep edebilir[21][137][165].
Maddi Tazminat
Maddi tazminat, hastanın somut ekonomik kayıplarını karşılamak amacındadır[138][147]. Talep edilebilecek kalemler:
- Tedavi masrafları (ameliyat, ilaç, hastane yatış ücretleri)
- Gelecekteki tedavi giderleri (kalıcı bir zarar varsa)
- Bakım masrafları (hasta başkasının bakımına muhtaç hale gelmişse)
- İş gücü kaybı veya çalışma gücünün azalması nedeniyle mahrum kalınan kazanç[138]
- Maluliyet durumunda gelecek kazanç kayıpları
- Vefat halinde cenaze ve defin masrafları
- Vefat halinde yakınların destekten yoksun kalma tazminatı[138][165]
Manevi Tazminat
Manevi tazminat, hastanın veya yakınlarının yaşadığı acı, elem ve ızdırabın karşılığıdır[138][165]. Hakim, olayın koşullarını, zararın büyüklüğünü, tarafların ekonomik durumunu ve duyulan ızdırabı göz önünde bulundurarak manevi tazminat miktarını belirler[138][165]. Yargıtay uygulamasında, manevi tazminat miktarı tarafların sosyal ve ekonomik durumunun yanı sıra paranın alım gücü dikkate alınarak takdir edilmektedir[165].
Uygulamada Sık Karşılaşılan Sorunlar
Aydınlatmanın Yetersizliği
Yargıtay kararlarında en sık görülen kusur, hastanın yeterince aydınlatılmaması ve bilgilendirilmemesidir[49][52][162]. Özellikle ameliyat öncesinde olası komplikasyonlar hakkında eksik veya hiç bilgilendirme yapılmaması, hekimin sorumluluğunu doğurmaktadır[52][162]. Aydınlatma yükümlülüğü, komplikasyonların meydana gelmiş olması halinde dahi ortadan kaldırılmaz; hekimin bu olası sonuçları önceden hastaya anlatması gerekmektedir[162][167].
Tıbbi Belgelerin Eksikliği
Hasta dosyalarının düzensiz tutulması, aydınlatılmış onam formlarının düzenli tutulmaması veya alınmaması, tedavi sürecinin kayıt altına alınmaması, davada hekimin aleyhine sonuç doğurmaktadır[142][162].
Konsültasyon Eksikliği
Hekimin uzmanlık alanı dışında kalan durumlarda uzman konsültasyonu istememesi, organizasyon eksikliği olarak değerlendirilir ve sorumluluğa yol açar[61][119].
Belgelerin Eksik Değerlendirilmesi
Raporların veya grafılerin hatalı değerlendirilmesi sonucu yanlış tedavi uygulanması, tıbbi hatanın tipik örneklerindendir[166][168].
Yargıtay Kararlarından Temel İlkeler
Yargıtay'ın malpraktis davalarına ilişkin yerleşik içtihatları, aşağıdaki temel ilkeleri içermektedir:
Özen Yükümlülüğü: Hekim, hastasının zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Bu özen yükümlülüğü hafif kusurları dahi kapsamaktadır[169].
Tereddüt Halinde Araştırma: Doktor, ufak bir tereddüt gösteren durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür[169].
Aciliyet Mazereti: Ameliyatın acil olması, hafta sonu yapılması veya sınırlı araç-gereç kullanılması, tıp kurallarını uygulamayan doktorun mazereti olamaz[61].
Aydınlatma Yükümlülüğünün İspat Külfeti: Aydınlatılmış onamda ispat külfeti hekim ve hastaneye aittir. Hasta aydınlatılmadığını savunursa, hekimin aydınlama yaptığını ispatı gerekmektedir[162].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı (E. 2017/13-669): Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, hekimlerin hastalarının zarar görmemesi için mesleki bilginin yanı sıra genel özen borçlarını da yerine getirmek zorunda olduğunu teyit etmiştir. Hekimin, şüpheli durumlarda korunucu tedbirler alması ve araştırma yapması hukuki bir zorunluluktur[169].
Sık Sorulan Sorular
Kamu hastanesiyle özel hastane arasında dava açarken fark var mıdır?
Evet. Kamu hastanesi için dava idari yargıda açılır ve önce idarece başvuru yapılmalıdır. Özel hastane için tüketici mahkemesinde dava açılabilir, ancak arabuluculuk zorunludur. Yetkili mahkeme bakımından, Ankara'da ikamet eden bir kişi, özel hastane için Ankara mahkemelerine başvurabilir[85][115][117][120].
Malpraktis davası açarken hangi belgeler gereklidir?
Hasta dosyası, ameliyat/muayene raporları, hekim reçeteleri, aydınlatılmış onam formları (varsa), yapılmış tetkiklerin sonuçları ve hastanenin diğer belgeler istenen taraf tarafından sunulmalıdır. Bilirkişi raporu mahkeme tarafından istenecektir[139][142][146].
Kaç yıl geçirse dava açamam?
Özel hastanede haksız fiil esasına göre açılan davalarda zarar öğrenilince 2 yıl, her halde 10 yıldır. Taksirle yaralama varsa 8 yıl, taksirle ölüm varsa 15 yılın sonuna kadar dava açılabilir. Sözleşmeye dayalı davalar için 5 yıl, ağır kusurda 20 yıldır. Kamu hastanelerinde ise önce idarece başvuru yapılmalı, red veya sessiz kalma tarihinden 60 gün içinde idare mahkemesine başvurulmalıdır[77][78][81][85].
Hem ceza davası hem tazminat davası açabilir miyim?
Evet. Hekimin kusurlu davranışı ceza kanununda suç teşkil ediyorsa (taksirle yaralama, taksirle ölüme sebebiyet verme), hem ceza davası açılabilir (Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusu) hem tazminat davası açılabilir. Bu iki dava bağımsız olarak yürütülür[20][81][150].
Malpraktis davasında avukat gerekli midir?
Malpraktis davaları teknik ve hukuki açıdan karmaşık dosyalardır. Tıbbi belgelerin değerlendirilmesi, bilirkişi raporunun analiz edilmesi ve hukuki süreçlerin takibi konusunda avukatla çalışmanız, haklarınızın korunması açısından önem taşır[137].
Manevi tazminat ne kadar olabilir?
Manevi tazminat miktarı, somut olayın özellikleri, tarafların ekonomik ve sosyal durumu, uğranılan zararın ağırlığı ve paranın alım gücüne göre hakim tarafından takdir edilir. Yargıtay içtihadında, tarafların durumuyla ilgili olmayan aşırı yüksek veya düşük tazminat oranları bozma nedeni olmuştur[165].
Bilgilendirme Notu: Bu yazıda yer alan bilgiler, genel bilgilendirme amacıyla sağlanmıştır. Hukuki sorunlar somut olayların özelliklerine göre değişim göstermektedir. Malpraktis iddiasında bulunmadan önce hukuki ve tıbbi değerlendirmeler yapılmalı, avukatla istişare edilmeli ve Adli Tıp Kurumu veya bilirkişi raporuyla desteklenmelidir. Ankara'da yaşayan vatandaşlar, Ankara Barosu'na kayıtlı avukatlardan danışmanlık alabilir veya Ankara İdare Mahkemeleri, Ankara Tüketici Mahkemeleri ve Ankara Asliye Hukuk Mahkemeleri'ne başvurabilir.

